Çengel'e Takılanlar
Yönetimin site yayınına aldığı forum cevapları — en yeni takılan önde.
- ÇENGEL'E TAKILDI
kendine verilen sözlerin akıbeti

insan en kolay kendini affeder. bu yüzden de en çok kendine ihanet eder. insanların varoluşlarına katlanma mekanizması kendini affetmek tuğlasıyla örülmüştür. başkalarına verilip tutulmayan söz güveni öldürür. kendineverilip tutulmayan söz ise iradeyi. her bozuk yemin hafızada değil karakterde bir çatlak bırakır. beyin oradan sızarak depresyona göz kırpar. kendine verdiğin her sözü yarına ertelediğinde yarın sana inanmayı bırakır. insan başkalarını değil önce kendi geleceğini hayal kırıklığına uğratır. bu yol artık doğru bir yere çıkmaz. bir kapan. kendine sürekli yalan söyleyen biri sonunda gerçeği duyduğunda onu tanıyamaz. gollumlaşır biraz. en sessiz intihar kendine verdiğin sözleri her sabah biraz daha ertelemekti aslında. belki de cehennem tutulmayan sözlerin biriktiği yer değil onları veren kişinin yavaş yavaş onlara benzemesidir. elbette böyle konuşmak kolay. kendine verdiğin sözleri tutmak zor. önce kolay yapılabilecek sözlerle iradeyi cilalamak lazım belki de. irade cilalı taş dönemini geçtikten sonra tekerlek yapmayı öğrenecek. nirvana'ya yaklaştıkça imkansız denilebilecek hayaller için kendimize söz verme zamanı gelecek. belki de hiç gelmeyecek. kendimize verdiğimiz sözü tutunca ne olacak bu ayrı bir sorun. mutluluk getirir mi başarı getirir mi? hiç sanmıyorum. kendine verdiği sözleri tutan bi birey oluruz sadece.
Forumda cevaba git - ÇENGEL'E TAKILDI
kolektif öykü: başlangıcı benden, devamı sizden

zekeriya uyandığında bir süre nerede olduğunu anlamadı. evet, kendi evinin yatak odasındaydı, yatağındaydı; bunu yatağın bel kısmının çökük olmasından anladı. tavan lambasını çift görüyor, kulağında sesler uluyordu. sol tarafından kulağına, tanıdık ve içini rahatlatan bir ses geldi: "nasılsın zeki bey?" isabet hanım, yanı başındaki küçük leğende bir bez ıslatıp sıktıktan sonra zekeriya'nın alnına yerleştirdi. zekeriya yine normal görmeye başlamıştı. eşiyle konuşması lazımdı. "ne oldu bana?" diye sordu zekeriya. isabet hanım endişeyle cevap verdi: "seni bahçe kapısının orada şuursuz vaziyette yere yıkılmış bulduk. sonra gevelemeye başladın; 'yapma, çek ulan. çek anan!' gibi... kabus görüyordun galiba. dr. halim geldi, serum taktı; susuz kalmışsın. akşama yine gelecek. çok korktum ya zeki, senden haber alamayınca öldün zannetmiştim. ah, burada neler oldu neler..." demek ki che kenan ve "çift zekeriya" konusu hayaldi. acaba felaket haberleri, mehdi'ye hazırlık, demir ve 1994'te yazılmış "project blue beam" de mi hayaldi? eşine olup biteni sordu. isabet hanım; sabah saat 10'da aniden saatlerin durduğunu, televizyonun bir anda söndüğünü, sonra kendiliğinden yeniden açıldığını ve cnn türk'ten başka kanal çalışmadığını anlattı. cnn spikeri; uzaydan gelen bir saldırı olabileceğini, bunun için tüm "serbest dünya liderlerinin" toplanması gerektiğini bildirmişti. tüm dünyada olduğu gibi türkiye'de de istanbul, kastamonu, şanlıurfa ve mersin'de orta büyüklükte depremler olmuştu. bunların dünya genelinde devam etmesi ve büyümesi beklendiğinden, gökte garip parlamaların ve asteroide benzer cisimlerin uçuştuğu anlatılıyordu. yakında her yere asker dolacak, en az 10 günlük yiyecek, ilaç ve yakıt dağıtılacaktı. henüz sokağa çıkma yasağı ilan edilmemişti. zekeriya, isabet hanım'ın hamarat elleriyle yaptığı limonlu tavuk çorbasını ve yine eşinin güzel ellerinin yoğurduğu mısır unu ekmeğini midesine indirdikçe kendine iyice gelmeye başlamıştı. düşünmesi lazımdı. çok zeki olmayabilirdi ama içgüdüsü iyi çalışıyordu. olan bitende bir bit yeniği vardı. "isabet hanım, ben biraz daha uyuyayım, sonra konuşuruz," dedi. isabet hanım, zekeriya'nın elini okşayıp yemek tepsisini alarak işine döndü. zekeriya karşı duvardaki takvime bakarken aniden bir adrenalin şoku geçirdi. mehdi meselesini kendi uydurmuştu! dışarıdan haber gelmemişti, isabet hanım öyle bir şey anlatmamıştı. rulet oynamıştı ve tutmuştu; bir plan yapmışlardı. che kenan bile inanmıştı. sonra yukarı çıkmışlardı ve demir denen adamla konuşmuşlardı. demir onlara mavi ışın projesi'ni anlatmıştı. üstelik mehdi haberlerinin yayıldığını ve onların yer altında ne konuştuğunu bildiğini söylemişti! hemen arkadaşlarını arayıp demir'i gerçekten görüp görmediklerine dair bilgi alışverişinde bulunmalıydı. annesini de araması gerekiyordu. zekeriya'nın kardeşiyle birlikte giresun'da yaşayan annesi müberra hanım şizofrendi ve bazen iki oğlunu da tanımıyordu. kardeşi de son aylarda ruhsal bozukluklar göstermeye başlamıştı. sessizce hole çıktı; ev telefonunu, telefonun yanındaki not defterini ve kalemi aldı. önce annesini ve kardeşini aradı ama onlara ulaşamadı. ardından bekir, yakup ve che kenan'ı aradı; hepsi evlerindeydi. hepsi demir'le olan sohbeti teyit ediyordu. onlar da etraflarından henüz bir mehdi haberi duymamışlardı. biraz moralleri bozuktu; kahraman olacakken, askerin dağıtacağı üç parça şeye maruz kalacaklardı. gece saat 12'de bekir'in boş ambarında buluşmaya karar verdiler. daha 10 saat vardı; che kenan ve bekir diğerlerine de ulaşmaya çalışacaktı. zekeriya not defterine olayları kronolojik olarak dizdi. demir sıkıntılıydı. on iki tane işçiyi neden kafeteryada beklemişti? onlardan daha önemli kimse yok muydu koskoca "project blue beam"i anlatacak? kızıyla da bir daha konuşması lazımdı. acaba böyle bir proje vardı da buna inanmayanlar, uydurma mehdi ve onun ilerideki milyonlarca ınstagram takipçisi, başka anarşist gruplarla birleşip savaşacak mıydı? türkiye'de belirsiz bir düşman varken, din motivasyonu olmadan kim ayaklanacaktı ki? ülkede bir iki avuç anarşist kalmıştı; diğerleri bitmeyen şok haberler ve borçla köle olmuşlardı. ınstagram'da iki atatürk fotoğrafı veya marx popülizmi paylaşmanın yeterli bir direnç olduğuna inanıyordu millet. acaba demir, project blue beam'in bir parçası mıydı? onların hevesini kırmak için mi kafeteryada onları beklemişti? bunun fiziksel olarak nasıl mümkün olabileceğini anlayamadığı için mutlaka kızına açılması lazımdı; o, aklı başında biriydi. aynı zamanda, kırk senedir aynı yastığa başını koyduğu isabet hanım'dan da bunu gizlemesi doğru olmazdı. içgüdüsel bir karar vererek yatağından indi ve isabet hanım'ı aramaya başladı. eşi katmer yapıyordu. bir yandan da benmari tenceresinde balmumu eriyordu. isabet hazırlık yapıyordu; mum dökecekti. su depolamıştı, bir sürü pil almıştı; mutfak masası tepeleme doluydu. "isabet, gel, seninle bir şey konuşmam lazım." isabet ellerini yıkadıktan sonra, iki fincan çay ve bir tabak kurabiyeyi tepsiye yerleştirdi. zekeriya'nın gözlerinin içine uzunca baktı. kocasını çok iyi tanıyordu; ağır bir haber geliyordu. zekeriya tepsiyi alıp verandaya çıktı. isabet onun arkasından gelirken kocasının omuzlarını sanki çökmüş gibi buldu; dışarısının ışığı, zekeriya'nın parlak kelini yükselen güneş gibi gösteriyordu.
Forumda cevaba git - ÇENGEL'E TAKILDI
sizce tanrı bizi nasıl algılıyordur?. ve siz gerçekliği nasıl algılıyorsunuz?.

bana verilen en son bilgiye göre ölmüştü. ölüler algılayabilir mi konusu ise biraz karışık. algılamak beyindeki elektriksel aktiviteler ise ölülerin algılamadığı düşünülebilir. panpsişist görüşe bakarsak bilinç sadece beynin ürettiği bir şey değil evrenin temel bir niteliğidir. dolayısıyla bedensel ölüm algının sonu değil sadece boyut veya biçim değiştirmesidir. aslında ölüm hakkında çok az şey biliyoruz. mikro düzeyde bakarsak bir hücrenin öldüğü anı tam olarak bilmiyoruz. geri dönüşü olmayan zedelenmeden bahsediyor patoloji kitapları. yuvarlak yani. geri dönüşlü mü dönüşsüz mü bu net değil. beyin ölümü denilen şey de istatistiksel bir saptama. yani her beynin tam olarak öldüğü nokta belli değil. ölü kabul edilen hastaların eeg'leri işitme korteksinin duyusal uyaranlara yanıt vermeye devam ettiğini gösteriyor. yani teknik olarak ölüler sesleri duyabiliyor. sesi duyan bi canlı algılamaya devam ediyor olabilir. bunu kendi deneyimlerimden de biliyorum. kardiyoloji servis ve yoğun bakımlarında çalıştım. kalbi durup sonra geri çevirdiğimiz pek çok hastayla konuştum. sesleri çok derinden ve uğultulu duyuyorlar yorumluyorlar ve algılıyorlar. tanrısal bir düzenin yokluğunda duyulan o son sesler bir öte alem çağrısı ya da yargılanma sinyali değildir. maddenin kendi kökenine dönerken çıkardığı mekanik ve biyolojik bir gürültüdür. ancak bilincin o son genleşmesi bu mekanik sesleri devasa bir varoluşsal senfoniye kişinin kendi geçmişiyle yaptığı nihai bir hesaplaşmaya dönüştürebilir. yani öldüğümüzde zaman bizim bildiğimizden farklı ilerliyor olabilir. yani biz üç beş dakika sesleri duyabilir diye ölçüyoruz ama o sürenin farklı algılandığını düşünüyorum. tanrının var ve öldüğü düzlemde konuşursak buradaki zaman bizim sonsuz dediğimiz bi zamana eşit olabilir. yani ölü olsa bile bizi duyup algılıyor olabilir. "tanrı öldüyse ben kiminle berabere kaldım ya da ölüler aptallar ve diğer adam" isimli bi kitap yazmıştım. biraz oradan alıntı yaptım.
Forumda cevaba git - ÇENGEL'E TAKILDI
bu da şiir mi la?

bir metne "bu şiir değil" demek aslında "benim şiir beklentilerime ve estetik zevkime uymuyor" demenin bir başka yoludur. edebiyat tarihinin de "bu da şiir mi la?" kavgalarıyla dolu olduğu, bugün baş tacı edilen birçok şair zamanında aforoz edildiği malumdur. garip akımı vezni ve kafiyeyi sokağa attığında, dönemin pek çok otoritesi tam olarak "bu da şiir mi la?" tepkisini verdi. nazım hikmet kelimeleri merdiven basamakları gibi sayfa üzerine dizdiğinde bu metinler için de "makine gürültüsü" veya "alt alta dizilmiş düzyazı" dediler. ikinci yeni işi bir adım ileri taşıyıp dilbilgisini ve mantığı da yıktı. "üvercinka" gibi kelimeler uydurup gerçeküstü imgeler kurduklarında dönemin hem toplumcu gerçekçi şairleri (attilâ ilhan gibi) hem de geleneksel eleştirmenleri onlara savaş açtı. yazdıkları "anlamsız şiir" olarak yaftalandı. eleştirmenlere göre bunlar şiir değil, burjuva bunalımı ve dil safsatasıydı. bugün modern amerikan şiirinin kurucusu kabul edilen whitman, 19. yüzyılda upuzun, ölçüsüz dizelerle sokaktaki adamı ve bedeni yazdığında edebiyat dergileri onun başyapıtı çimen yaprakları için "bir şiir kitabı değil, bir çöp yığını" yorumunu yaptı. neticede dünün "şiir dışı" ilan edilen isyanları, bugünün ders kitaplarında okutulan şiir kurallarına dönüştü. bence bir metnin şiir olup olmadığını belirleyen asıl nokta, içinde "şiirsel töz" barındırıp barındırmadığıdır. şiirsel töz; bir metne "şiir" dediğimizde içinden çekip çıkaramadığımız, çeviri yaparken başka bir dile aktarmakta en çok zorlandığımız, anlamdan ziyade hisse ve sese dayanan o kurucu ruhtur. düzyazıyı kelimelerini değiştirerek, kısaltarak veya kendi cümlelerinizle özetleyerek bir başkasına aktarabilirsiniz. şiirsel töz özetlenemez. çünkü şiirde ne söylendiği ile nasıl söylendiği birbirinden ayrılamaz bir bütündür. düzyazıda bir kelimenin yerine eşanlamlısını koyduğunuzda yapı genellikle çökmez. ancak içinde şiirsel töz barındıran bir metinde kelimelerin dizilimi, sesi ve ritmi kilitlenmiştir. kelimenin yerini değiştirdiğinizde kurulan imge dünyası yıkılır. düzyazılarda kelimelere değil onların gösterdiği anlama bakarız. şiirde ise kelimelerin kendi varlıklarına, seslerine ve dokularına odaklanmaya başlarız. dil, bir iletişim aracı olmaktan çıkıp başlı başına bir estetik nesneye dönüşür. eğer bir metnin içinde bu töz yoksa metin ne kadar süslü, kafiyeli veya ağdalı olursa olsun ruhsuz bir manzumeden öteye geçemez. burada asıl mesele, yazarın ne iddia ettiği değil de, metnin o şiirsel tözü okura geçirip geçiremediğidir. şiirsel tözün okuyucuya nasıl ve ne zaman geçeceği de bilinemez, kitle özümsemeye fikren ve zikren hazır olmayabilir. o şiir zamanını bekler ki, bu bana göre şu anlama gelir; ne şair, ne her dönemin kural koyucu, sınır çizici otorite (!) lobisi, ne ahkam kesici okuru metnin şiir olup olmadığından emin olamaz. bu gizemi ortaya çıkarabilecek tek unsur zamandır. zaman, edebiyatın en acımasız ama en adil eleştirmenidir.
Forumda cevaba git - ÇENGEL'E TAKILDI
kendine verilen sözlerin akıbeti

mezarlık ölülerle dolu olsa da; çiçek sulamak, akıbeti veya sözleri biraz yavaşlatır. çünkü biyoloji bilen ve egzotik bir ses tonuyla konuşan bir kişi bunu bilir. çünkü beden deforme olursa, organik madde çözünür ve zaman akarken sözde unutulup ölür. böylece söz, zaman içinde o toprağa gömülen birer organik kalıntıya dönüşür. unutma burası antik yunan değildir. bundan dolayı onları sulamak; bir mucize bekleyip sözleri ayağa kaldırmak için değil, çürümenin o sert, acımasız hızını bir anlığına kesebilmek içindir. ama yine de söz çürür. zaten hiçbir çiçek sonsuza dek yaşamak için sulanmaz...
Forumda cevaba git - ÇENGEL'E TAKILDI
seçim yaptığını zannetmek

seçim yapma fikri bile kendi içinde birçok çelişki barındırıyor aslında. bize seçim yapmayı öğreten nedir mesela, ya da hangi koşullarda seçim yapacağımızı hangi koşullarda başımıza geleni kabul edeceğimizi nerden biliriz? öte yandan içinden birini seçmek istediğimiz opsiyonlar bile bizim tercihimiz olmayabilir. yani hayat dediğiniz şey sizin için bir meyvedir ama size bisiklet lastikleri arasından bir hayat seçmeniz söylenebilir. seçim yapma özgürlüğünü seçenekleri dışlak sebeplere bıraktığımız anda da kaybederiz aslında. aile, toplum, sistem gibi büyük yapısal önermeler bir çok seçenek havuzunu bizim için zaten hazırlar. evdeki odanız hazırdır ama yatağın hangi ucuna yatacağınıza siz karar verirsiniz, toplumsal hiyerarşideki yeriniz az çok hazırdır ama orda giyeceğiniz gömleğin rengi size kalmıştır, sistemin içindeki rolünüz siz onu aramadan bile sizi bulabilir çoğu zaman ama o rolü oynarken masa başında yaratacağınız hayali karakteri seçebilirsiniz. şaka bir yana bu kadar iradesiz ve itaatkar olmamakta bir seçenektir tabii. bana göre yaşadığım hayat benim seçimim mi sorusunu sorabilmek karar verebilme yetisini fark edebilmek ve bahsi geçen yazılı senaryolardan çıkıp bir yol çizebilmek için önemlidir. bunu yapmayanlar onlara bunu yapabilecekleri hiçbir koşul sağlanmadığından ya da halihazırda yaşadıkları seçimlerden bir şekilde memnun olduklarından olabilir. fakat insan mekanizması ve aklı, kendi irade düzleminde gömlek rengi seçmekten öteye gidebilmelidir. hiçbir zaman tüm olası seçenekleri göremeyecek olsakta gerçekten seçtiğimiz bir hayatı yaşamanın tadını merak etmeye devam edebilir ve bunun için denemekten çekinmeyebiliriz. bu karar bana ait mesela..
Forumda cevaba git
