Çengel Fanzin - 7"Distopya" temalı fanzinimiz için eser alımı başladı. Lütfen eserlerinizi 31 Ekim'e kadar cengelsanatedebiyat@gmail.com adresine iletiniz.
EDEBIYAT

kolektif öykü: başlangıcı benden, devamı sizden

Ersoy Kanay
Ersoy Kanay
·27 Eylül 2026 · 20:0921 saat önce91724 yanıt
başlangıcı yazıyorum. sen devam et. şehir gözlerini zar zor açmıştı ama yüzünü henüz yıkamamıştı. güneş ışığı gri gökyüzünü delmeye hazırlanıyordu. sokak lambaları birer birer sönerken, rüzgar karanlık bir uğultuyla şeytana sesleniyordu. kısık bir televizyon felaket haberlerini bağırarak duyururken, kimisi aceleyle giyinmiş, kimisi de kahvesinin yanına kek bırakmıştı. insanlığın en büyük hatası, her günün bir öncekini yansıtacağına inanmaktı. ama bu sabah bir şey farklıydı.

Yanıtlar (24)

  • Yavuz Evliyaoğlu
    Yavuz Evliyaoğlu27 Eylül 2026 · 20:22

    televizyondan verilen felaket haberlerini kimse dinlemiyordu. çünkü ses olsun diye açılırdı artık televizyon. zira sabahın köründe kimsenin televizyon izleyecek vakti de yoktu. bu yüzden de olacaklardan habersiz bir şekilde evlerinden dışarı çıktılar. işlerine, okullarına veya her ne sikim yapacaklarsa... evde kalanların şansı kulakları yırtan gürültünün desibelinin biraz daha az olmasıydı. yer altında çalışan maden işçileri hariç tüm dünya israfil'in surunun sesini bir şekilde duydu. kundaktaki bebekler bile. ahiret başlamıştı ve kulağı kanayan milyarlarca insan, yaşadığı şeyi anlamlandırmakta gecikmemişti. zonguldak'ta maden işçisi olarak çalışan zekeriya ve arkadaşları 8 mesaisiyle madene girmiş, yerin 275 metre altında maden kazmakla uğraşıyorlardı. bir titreşim hissedildi ama kulaklarına bir şey gelmedi. çalışmaya devam ediyorlardı ta ki yukarıdan gelen "kıyamet kopuyor, sur üflendi, herkesin kulağı kanadı, burası perişan. nasılsınız? orada durum nedir? iyiyseniz buraya hiç gelmeyin" mesajına kadar. zekeriya madende çalışıyordu ama sendikalıydı. mücadeleci ruhu onu aktivist bir insan yapmıştı. formenliğe yükselmişti. işçilerin sevdiği biriydi ve mesaj şimdi onun elindeydi. aşağıda kıyametin koptuğundan habersiz kendisi de dahil 12 kişi vardı.

  • Engin Kahraman
    Engin Kahraman27 Eylül 2026 · 22:06(düzenlendi)

    [ valla yavuz hocam sen de hikayeyi zorluk seviyesinin arşina dayadin. nereden geldi aklina kıyamet:) uzaylı istilasina bile razıydik yani ] naçizane devam edeyim... zekeriya "zaten anamızdan emdiğimiz süt burnumuzdan geliyor ve bir yerimizden akıyor bir de dalga geçiyorlar" diye söylendi. söylenmeye devam ederken mesajı hışımla buruşturup fırlattı. ocağa arkadaşlarının yanına giderken sabah kahvaltısı için paydos zamanının geldiğini düşündü. yukarıdan gelen mesajı tekrar hatırladı ve "yok sur üflenmişmiş de falan. işte asıl kıyamet burada; üç kuruşa ciğerlerimizde kömür tozu çekiyoruz oksijen yerine; gökyüzü yok, kuş sesi yok, rüzgar sesi yok. patlama, göcük korkusu... bundan ala kıyamet mi olur diye belli belirsiz mırıldanarak yürüdü. ya gerçekten kıyamet kopsaydı diye düşündü. tedirgin bir gülümseme belirdi yüzünde. "olur mu ya... öyle olsa güneş batıdan doğardı. sabah güneş bakkal remzinin evinin üzerinde değil miydi?" diye sordu kendi kendine...

  • Engin Kahraman
    Engin Kahraman28 Eylül 2026 · 13:10

    [kimse bayraği devralmiyor mu? o zaman biraz daha devam edeyim:)] gündüz vardiya ekibi gececilerden kalan maden artıklarını temizler, yeni odaların planını çizer geç kahvaltıya otururdu. kahvaltıdan sonra yoğun mesaiye başlarlardı. kahvaltı dediğin domates, peynir, salatalık, zeytin, termosta çay, bazen de simit... zekeriyanın kafa lambası karanlık koridorları belli belirsiz aydınlatıyor, arkadaşlarının sesleri yavaştan duyuluyordu. ismet yine kayın pederinden şikayetleniyor "ben böyle cimri herif görmedim. babaymış, iskele babası. varlık içinde yokluk yaşatıyor kızına" diye söyleniyordu. zekeriya ocağa ulaştığında che guevara kenan (vukuatlı sendika geçmişinden dolayı kenana bu lakabı takmışlardı) "aha başkan da geldi" diyerek eliyle yanını işaret ederek " otur başkan" diye söze girdi. yan gözüyle ismeti işaret ederek "zenginiz bugun yengemiz ıspanaklı börek yapmış" dedi. zekeriya az önce maruz kaldığı can sıkıcı şakanın tesirinde sessizce ve biraz dalgın kahvaltı sergisinde kenanin yanına oturdu. arkadaşlarına mesajla ilgili tek kelime etmedi. toprağın 275 metre altındaki 12 kişinin yukarıda olanlardan haberi yoktu. belki de dünyada normal bir gün yaşayayan son insan grubu onlardı.

  • zeloshka why
    zeloshka why28 Eylül 2026 · 13:22(düzenlendi)

    zekeriya önce bir süre düşünmeye karar verdi. ismine uygun bir şekilde bu felaket sürecini yönetmesi gerekiyordu. doğruyu söyleyebilirdi ama ana akım haberlerinde kıyamet diye adlandırılan olayınn 11 diğer kişiyi paniğe sürüklemesi olasıydı. ve panik kimseye yaramazdı. evet, güneş bakkal remzi'nin evinin üzerinden doğmuştu ve dünyayı yakacak şekilde yaklaşmamıştı, ölüler mezarlarında ters dönmemişlerdi. acaba "öteki %1" insanları kontrol edebilmek için bir oyun mu kurmuşlardı veya asıl sur diye duyulan bir nükleer savaşın habercisi olabilir miydi? zekeriya gençliğinde almanya'da maden işçisi olarak çalışmıştı. hristiyanlık hakkında bir kaç şey öğrenmişti. isa aleyhisselam'ın 12 takipçisi olduğunu biliyordu. zaten türkiye'de mehdi söylentileri başını alıp gitmişti senelerdir. eğer gerçekten kıyamet kopmamışsa diğer 11 işçiyi mental güçlendirilmiş olarak hazırlaması lazımdı. kıyamet kopmuşsa zaten zarlar atılmış olacaktı; yani kaybedecek bir şeyi yoktu. işçilerine döndü ve onları etrafında topladı. derin bir nefes alarak: "sevgili meslektaşlarım. yerüstünde büyük bir karmaşa var. ana akım medyasının, insanların tamamen milyarderlerin ve emperyalistlerin kontrolü altına alınabilmesi için hazırlanan bir haberi olduğu muhtemel. çünkü başka kanallardan mehdi'nin doğuşu haberi var. rivayete göre, mehdi'nin 12 takipçisi büyük bir kargaşada doğru yolu bulacak kişilerden oluşuyormuş. bu kişilerin, inançlarını saptırmadan bu yeni doğmuş bebeği bulması gereklidir. tabii ki kimse onlara inanmayacak, felaket kopuyor denecek. o yüzden bu 12 kişinin, isa aleyhisselam'ın asıl 12 takipçisi olduğunu gizlemesi lazım. rivayet 'onlar yeraltında gezinirler, kimsenin yapmak istemediği işlerle geçimlerini kazanırlar, fakirdirler, takvalıdırlar. yüzleri, elleri, akciğerleri karadır ama ruhları bebek nefesinden temizdir.' der." dedi ve derin bir nefes alarak "çocuklar, bu belki biziz." diye ekledi. zekeriya aynı anda işçilerin yüz ifadelerini ölçüyordu. belki biraz hızlı giriş yapmıştı. hiç biri birbiriyle konuşmuyordu fakat bazıları dua etmeye başlamıştı bile. şüpheci bekir: "ya biz nerede mehdi'nin takipçisi olacağız, biz kimiz ki?" derken ali, "yok öyle deme, allah istediğine o şerefi verir. eğer biz mehdi'nin ordusuysak, kalbimizde ne fesat ne de şüphe barındırmamız lazım." bir diğeri "peki bebeği nerede bulacağız?" diye sordu. kazım isimli genç bir işçi "babamın kuzeni il sağlık müdürü muavini. yeni doğan bebekleri sistemden sorgulatabilir." diye zekeriya'nın ekmeğine yağ sürdü. "aaa, musk'ın x isimli oğlu antichrist (anti-x), yani şeytanın oğlu olduğu gibi söylentiler var. eğer x şeytanın oğluysa mehdi'nin doğuşu şimdi olabilir" diye constantin filmini seyretmiş olan başka bir genç işçi fikrini sundu. zekeriya: "unutmayın, mehdi'yi takip edenler eninde sonunda dışlanacaklar, fakat cennet onların olacak. büyük bir savaş olacak, müminlerin hepsi ölecek, kalanlar 40 sene daha dünya üstünde dolaşacaklar. şu dünyanın hâline bakın, ahir zamanda yaşamıyorsak hangi zamanda yaşıyoruz?" işçilerin çoğu "doğru!" dedi. inanmaya başlamışlardı. bu tartışma 4 saat sürdü. sonunda hepsi isa aleyhisselâmın 12 takipçisi olduklarına inanmışlardı. yeryüzüne çıkmadan evvel plan yapmaya başladılar.

  • NURİ TOKA28 Eylül 2026 · 18:12(düzenlendi)

    havarilerin son sabah kahvaltısında isa'nın kanııyla dolmuş iki bin yıllık bir kadehi bulmak imkansıza yakın olduğundan o an, bu ritüelin karton bardağa termostan dölkülen sıcak çayın halletmesini umdular.aralarıından biri bu kurtulma beklentilerine, onları bekleyen cennete ulaşma ümitlerine, yüklendikleri misyona , yeni kimliklerine, taşıdıkları bu tanrısal ışığa ve kurtuluşlarına ihanet edecekti, ismi yehudayı andıran tek kişi ise yakup'tu. zaten yeni boşanmıştı bir nevi evlilik kurumuna da ihanet etmiş olması onu bu on iki kişi içinden olağan bir şüpheli hale sokmuştu bile, bilinen hikayenin doğal düşmanı sağ alt dudağına yapışan otlu peynirin otununu diliyle ağzına geri çekerken kendini belli etmişti, hem pisti hem hain. tüm nefret dolu gözler üzerindeylen , tedirginllikle sordu . "neden bana bakıyorsunuz lan, ne yaptım ben" "bişi yapmadın yakup , şimdilik yapmadın ama yapcaksın "diye cevap verdi zekeriya," bize ihanet edeceksin"

  • Ebru METE K.
    Ebru METE K.28 Eylül 2026 · 19:47

    olmaması gereken oluyor usları zekayla ruhları öfkeyle doluyordu. aşağısı yukarıdan iyi miydi ki şu an? "çıkmayalım lan" dedi kenan. elleri ile alnını sildi. "kıyametin bile yükü bize mi düşecek. " ikna olmuştu olmasına ama hem dert olmak istemiyordu ilk kez. bıkmıştı dünyanın yükünden zaten. che lik yapışmıştı omzuna yıllar önce. sendikası da kıyameti de hiç bir şey evdeki üzüntüsü kadar dolmuyordu kalbine. kupkuruydu yukarısı ona mesai bitince çıkmak bile zor gelirdi ne bilsinlerdi anlatmazsa. bilmesinlerdi zaten. zekeriya döndü dik dik baktı bu pervasız oyunbozanın yüzüne, utanması gözkapaklarındaydı kenanın, gözlerine perde etti başını simsiyah zemine eğdi.

  • Yavuz Evliyaoğlu
    Yavuz Evliyaoğlu28 Eylül 2026 · 21:47

    che guevera'nın bolivya ormanlarında yakalanıp teşhir edilme görüntüleri geldi gözünün önüne. havariyim diye dışarı çıksa başına gelecek olanın bu olacağını düşündü. tamam belki havari tanımına uyuyoruz ama ne belli, dünyada madende çalışan bir biz mi varız sanki? 12 sayısına bu kadar anlam yüklemek ne kadar doğru, diye bir soru yöneltti zekeriya'ya. ortamın doğal lideri olan zekeriya ise çekinmeden yanıtladı: isimlerimize bak kenan, dedi senin ismin kenan, benimki zekeriya. yakup var, semih var, yunus var. bekir'in soyadı saban - 12 havariden bartalmay'ın isminin anlamı. semih petrus aynı anlamlara geliyor neredeyse. kazım bağışlayıcı demek, taddeus da şefkatli... bu kadar da tesadüf olabilir mi sence kenan? diye sordu. kenan ne 12 havariyi bilirdi ne de dinleri. sadece aklında kalan bir "kenan elleri" lafı vardı yahudilikten. herhalde zekeriya haklı diye düşündü. che karakterine yakışmaz şekilde bir anda göğsü imanla doluverdi. ihtiyacı olan şey buymuş gibi dineldi birden. zekeriya'ya sarıldı, sen haklısın kardeşim diye fısıldadı kulağına ve dönüp arkadaşlarına: şimdi gerçek bir plan yapma zamanı geldi, dedi. kenanın da ikna olduğunu gören diğerleri zekeriya'nın bahsettiği isimler ve anlamlarından bihaber iki güçlü karakterin hemfikir oluşlarıyla mutmain oldular. sanki sabah servise yetişmek için koşan, çocuklarına 3 kuruş harçlık daha verebilmek için fazla mesaiye kalan onlar değilmiş gibi dünyayı kurtaracaklarına inanmaları da bu hayatı kabul etmelerinden daha zor olmamıştı. söze zekeriya devam etti: -öncelikle dışarıda nasıl bir kaos var bilemeyiz arkadaşlar. çıktığımızda bu sayılardan isimlerden vs bahsetmek yok. biz de kulaklarımızın kanadığını iddia edeceğiz, mesajda ne geldiyse aynen yaşadığımızı söyleyeceğiz ki seçilmiş olduğumuz düşünülmesin. bunu söylerken gözleri ışıldadı. formen seçildiğinde de buna benzer bir gurur yaşamıştı. eşi akşam güzel yemekler hazırlamış, terfisini kutlamışlardı. iyi bir şey olmalıydı herhalde formen mormen, ne bilsindi kadın. kendisiyle gurur duyulmasından yaşadığı hazzı şimdi dünyanın seçilmiş 12 insanından biri olduğuna inanarak katlıyordu zekeriya. tüm bunların bir şaka, yalan haber olma ihtimali gözünde kalmamıştı. 275 metre derinde bu maden çökse şimdi, 12 insanın imanları direk gibi tutardı bu yapıyı. sözlerine devam etti: -öncelikle eşimize çocuklarımıza dahil kimseye bir şey söylemeyeceğiz, dedi. bunu söylerken de özellikle yakup'un gözlerine baktı. ama yakup göz teması kurmaktan kaçındı. çıkınca evlerimize gidelim, ailelerimizi kontrol edelim sonra sosyal tesisin kafeteryasında buluşalım, herkes tamam mıdır? dedi. çoğu yürekli birşekilde başını salladı. yakup ve bekir "tamam" diyerek onayladılar. böylece dışarı çıkmak için ilk adım atıldı.

  • Ersoy Kanay
    Ersoy Kanay29 Eylül 2026 · 17:21

    [inanılmaz ya. tam kaos teorileri ve insan psikolojisi üzerine okumalar yaparken konu buraya gelmiş. mavi ışın projesi teorisiyle devam ediyorum] zekeriya liderliğinde maden asansörünün çelik halatlarına tutunan on iki adam, yukarı doğru ağır ağır çıkarken asansörün metalik gıcırtısı yerini dışarıdan gelen uğultulu bir sessizliğe bırakıyordu. yer yüzüne çıktıklarında karşılaştıkları manzara bekledikleri gibi cesetlerle dolu bir mahşer günü değildi. herkesin gökyüzüne kilitlendiği tekinsiz bir şaşkınlık anıydı. ​insanlar kulaklarını tutuyor, sokaklarda diz çökmüş olanlar çığlık atarak gökte beliren devasa ışık süzülmelerini izliyodu. zekeriya’nın talimatıyla hepsi kulakları kanamış gibi sendeleyerek sosyal tesisin kafeteryasına doğru ilerledi. ​tam kafeteryanın kapısına geldiklerinde, köşedeki masada tek başına oturan, etrafındaki hengameye rağmen çayını sakince yudumlayan ve önündeki sararmış kitap yığınına gömülmüş bir adam gözlerine çarptı. adamın önünde, 1994 basımı sahaf işi bir rapor ve üzerinde “project blue beam” yazan altı çizili sayfalar duruyordu. masadaki adam, içeri giren on ikimadencinin üzerindeki kömür tozuna ve gözlerindeki o tuhaf adanmışlığa bakıp hafifce gülümsedi. ​kulağınız kanamadı, değil mi?, dedi adam. sesindeki dinginlik kafeteryadaki kaosu bıçak gibi kesti. ve aşağıda 275 metre derindeyken sur sesini duymadınız. ama yukarı çıktığınızda birilerinin size mehdi'den havarilerden ya da son savaştan bahsetmesini bekliyordunuz.? ​zekeriya adetaı dondu. che kenan elini refleks olarak belindeki baretine götürdü. ​adı demir olan bu kitap kurdu, çay bardağını tabağına bıraktı ve önündeki kitabı kapatıp on adama doğru baktı. ​sizi kandırmışlar beyler. ya da daha doğrusu hepimizi kandırıyorlar. kulağı kanayan o binlerce insan bir mucizeye değil küresel bir frekans saldırısına maruz kaldı. gökyüzündeki o parıltılar tanrısal bir alamet değil. uydulardan atmosfere yansıtılan üç boyutlu devasa hologramlar. yıllar önce serge monast adında bir araştırmacı bunu yazdı ama kimse dinlemedi. buna project blue beam yani mavi ışın projesi diyorlar. ​bekir şüpheyle öne atıldı. ne hologramı hemşerim? insanlar gökte peygamberleri gördüklerini söylüyor. ​demir hafifçe kıkırdadı. işte projenin en önemli kısmı da bu. her topluma kendi inancına göre bir simülasyon izletiyorlar. hristiyan'a isa'yı, müslüman'a mehdi'yi... birazdan beyninizin içinde sesler duymaya başlayacaksınız. kulağınızla değil doğrudan zihninizin içinde konuşan bir ses. ve siz onu tanrı’nın ya da mehdi’nin sesi sanacaksınız. ama o sadece düşük frekanslı radyo dalgalarından ibaret. amaçları basit. sizi önce sahte bir kıyametle sonra sahte bir uzaylı istilasıyla korkutup tek bir dünya hükümetine ve tek bir sahte dine inandırıp köle etmek. sakın o sesleri dinlemeyin ve inanmayın. ​zekeriya’nın zihninde kurduğu o "on iki havari kurgusu, demir’in soğuk ve rasyonel cümleleriyle çatırramaya başladı. madenciler birbirine bakıyordu. yerin 275 metre altında kazandıkları o kutsal kimlik yeryüzünün teknolojik bir illüzyonla teslim alındığı gerçeğiyle yüzleşmişti. ​demir ayağa kalktı, masadaki kitabını koltuğunun altına aldı ve zekeriya’nın gözlerinin içine baktı. ​şimdi karar verin beyler. gökyüzündeki ışıklı tiyatroya inanıp kendinizi son günün havarisi mi sanacaksınız. yoksa bu oyunu bozacak gerçek insanlardan mı olacaksınız?

  • Ebru METE K.
    Ebru METE K.29 Eylül 2026 · 20:02(düzenlendi)

    yakup arkada dişlerini sıkıyordu. önündekileri dürterek itekleyerek kendine yol açıp yavaşça zekeriya'nın yanına geldi. zekeriya'dan yarım kafa uzundu. mesafeyi ayarlayıp zekeriyanın kulağına yaklaştırdı nefesini: "ne diyor olm bu? mavi ışın hologram filan. tek devletmiş. iki kitap okumuş alim mi olmuş? kafamızı karıştırsın diye mi görevlendirmişler? hem niye kulağı kanamamış bunun?" zekeriya gözlerini demire dikmiş bakarken fısıldanan kulağına yakın kaşını kaldırdı, kendi sakinliğine kendi de şaşırarak dişlerinin arasından bir küfür savurdu: " mnkghumun! şimdi değil yakup" sesini yükseltti uzaklaşıp "bi sus allahaşkına anlatıyor adam" gökten kucağına düşmüş havariliği tehlikeye girmiş bir erkek ne kadar sakin olabilirse anca o kadar sakindi işte. demir'e baktı. "daha çok insan olmalı o zaman?"dedi. kader birliği ettikleri binlerce maden işçisini kastediyordu, ufku elleri gibi kömür karası. dünyanın farklı yerlerinde farklı derinliklerde binlercesi. demir küçümsemeden hafifçe başını sağa sola sallayıp gülümsedi: "sadece onlar değil. bakın bu mavi ışığın dalga boyu 400–500 nanometre aralığındadır. gören bütün gözler duyan bütün kulaklar etkilendi dolayısıyla. ama körler, sağırlar ve esas "gerçeği görebilen gözler, uyanmış bireyler" yani ulaşılamayan ve erişilemeyen bireyler. bizlerden daha var evet. ama farklı sebeplerden."

  • Yavuz Evliyaoğlu
    Yavuz Evliyaoğlu29 Eylül 2026 · 21:14

    [ersoy hikayeyi bambaşka bir yere geliştirdin, güzel oldu blue beam işi] zekeriya basit adamdı. kendine göre bir zekası vardı tabii ama kendini akıllı da bulmazdı. bu zeka mevzusu açıldığında “allah herkese farklı özellikler verir oğlum, bak ben çalışıyorum, güçlü kollarım var, bir insan her şeyde iyi olamaz, çok akıllı olmasam da kuvvetliyim ekmeğimi her yerde kazanır aileme bakarım, bana ters bakacak adamın alnını karışlarım” derdi. bu cümleyi bir gece tasarlamış ve bu konu açıldığında hep aynı cümleyi kullanır olmuştu. farklı bir şeye gerek de yoktu. şimdi demir’in söylediklerinden sonra kendini biraz aptal hissetmiş olacak ki kendi kendine bu ezberlediği cümleyi fısıldayarak tekrarlıyordu. kaygılanmıştı. che, zekeriya dua okuyor zannetti dudaklarını kıpırdarken görünce. dinle diyanetle alakası olmayan che, zekeriya’ya yaklaşıp “dostum ne yapalım, millet bizden bir şeyler söylememizi bekliyor” dedi. “bana ters bakacak adamın alnını karışlarım” dedi zekeriya, fısıldaması yükselip duyulacak hale gelmişti. “nasıl, ne diyorsun oğlum” diye sordu che şaşkın, kim kime ters bakıyordu? “yok bir şey” dedi zekeriya, utandı biraz da. takdim edilen havarilik neredeyse geri alınıyordu, üstelik kimseye söylemese de zekeriya içinden kendisinin mehdi olabileceğini bile düşünmüş, yok canım diye bu fikirleri kovmuş olsa da egosunun “neden olmasın” sorusunun yankısı zihninin duvarlarında çarpmaya devam ediyordu. oysa şimdi dünyanın değişik bir deneye alet olduğu, insanların ise manipüle edilip köleleştirilebileceğini söyleyen adamla konuşuyordu ve bu lanet olası adam kendinden o kadar emindi ki zekeriya’nın iman sütunu çatlamıştı. dünya birilerinin kontrolüne geçecekse bu onu nasıl etkileyecekti? formenliği devam edecek miydi? yeraltında arkadaşlarına verdiği yarı gerçek yarı uydurma bilgilerle hayatının en anlamlı 4 saatini yaşamıştı. hem formendi hem havari; hem belki mehdi… şimdiyse kafası karışık bir zekeriya. “che, herkes ailesinin yanına bir gitsin, olayları bir tartsın, bu adamın söylediklerine bir anda inanacak değiliz, teyit etmemiz lazım” dedi az önce aşağıda mehdilik ihtimalini tartan adam. “yarına kadar araştıralım, işlerimizi halledelim, çevreyi bir süzelim, belki de tesadüftü bunlar dediğin gibi” dedi biraz da mahcup şekilde. aşağıda che’yi ikna ederken ki adanmışlığın kırıntısı kalmamıştı. gerçekliği şüpheli bir bilginin bu adanmışlığı bu kadar kolay parçalaması hoşuna gitmemişti. parçalayan şey şüphenin oluşması mıydı bilginin kendisi miydi, diye düşüne düşüne evine doğru yürüdü. arada da sesli bir şekilde “ bana ters bakacak adamın alnını karışlarım” diyor yumruğunu sıkıyordu.

  • Engin Kahraman
    Engin Kahraman29 Eylül 2026 · 23:40(düzenlendi)

    zekeriya evine doğru yürürken kafasında dönüp duran karmaşadan rahatsız oldu. bütün bu yaşananlar çok fazlaydı. ıç sesinin susması gerektiğini hissetti. halbuki zekariya, che kenan, ismet ve diğerleri henüz asıl karmaşanın eşiginde bile değildi. zekeriya yürürken ailesini düşünmeye başladı. karısı ve çocukları ona neden ulaşmaya haber almaya çalışmamıştı. sabit telefon hatları çalışıyordu. bu düşünce aklını kurcalamaya devam ederek evinin bulundugu sokağa girdi. eşine ve çocuklarına kavuşmanın heyecanıyla daha hızlı yürümeye başlayan zekeriya nihayet evin bahçe kapısının önüne gelince aniden duraksadı. bir adam gördü. kapıdan girmedi ve kendini duvar tarafına gizledi. duvar üzerine sarkan ağaç dallarını aralayarak daha dikkatli baktı. "ne skm şey lan bu. ne lan bu" diye mırıldanıyordu. sundurmada eşi ve çocukları ile oturuyordu. "lan bu benim. allahım çıldıracağım. nasil bir tezgahın içindeyiz. neler oluyor. bu nasıl olur" diye düşünceler kafasinın içinde uçuşuyordu. elleri titriyor, ne yapmalıyım ne yapmalıyım diye söyleniyordu. yanlarına gitse gerçek zekariyanın kendisi olduğunu nasil ispat edecekti. eşi ve çocukları böyle bir duruma nasil tepki verecekti. madenden iş giysileri ile çıkmış kimliği diğer pantolanda kalmıştı. yere çömelip düşünmeye başladı. sonra hatırladı. kızı üniversite bire giderken gelecek simülasyonu diye bir programa katılma isteğini anlatmıştı ona. programın konularının biri de insan klonlamayla ilgiliydi. ılk başta sadece hastalıklardan öleceği kesinleşen insanlar için kullanılacaktı. bire bir bütün fiziki özellikler. karakter, hatta anılar ve ses tonuna kadar bire bir kopyalanabilecekti insanlar. kızı ile bu konuyu tartışmış. kızı "ya ufak ama sonuç verecek yüklemeler de yaparlarsa. mesela sisteme itaat gibi" demişti. bir bakima " görünmeyen gizi bir kölelik dokunuşu" iyice kafası karışan, panikleyen zekeriya durumu değerlendirmek için yakındaki kenanın evine gitmeye karar verdi. kenan zekeriyanin aksine devrimci ve heyecanlı kişiliğin verdiği cesaretle klonuna dalmış ağzını burnunu parçalamıştı. ama evden kovulan o olmuştu. bu trajikomik karşılaşmada o da burnuna sağlam bir yumruk yemiş üzeri kan olmuştu. ıki arkadaş sonunda köşe başında karşılaştı. ıkisi de bakişlarindan aynı olayı yaşadıklarını anladı. zekeriya kenana baktı ve "ne biz havariyiz ne de mehdi gerçek. asıl mehdi ve havari sistemin ta kendisi" dedi. che kenan derin bir nefes çekti. "o zaman özgürlüğü hayatı seven, yürekli ve inançli insanlar olarak örgütlenip savaşalım mücadele edelim" dedi. zekeriya ve che kenan hologramların altında mavi sisin içerisine ilerleyerek gözden yavaşça kayboldu... -son-

  • ÇENGEL'E TAKILDIzeloshka why
    zeloshka why30 Eylül 2026 · 05:52(düzenlendi)

    zekeriya uyandığında bir süre nerede olduğunu anlamadı. evet, kendi evinin yatak odasındaydı, yatağındaydı; bunu yatağın bel kısmının çökük olmasından anladı. tavan lambasını çift görüyor, kulağında sesler uluyordu. sol tarafından kulağına, tanıdık ve içini rahatlatan bir ses geldi: "nasılsın zeki bey?"  isabet hanım, yanı başındaki küçük leğende bir bez ıslatıp sıktıktan sonra zekeriya'nın alnına yerleştirdi. zekeriya yine normal görmeye başlamıştı. eşiyle konuşması lazımdı.  "ne oldu bana?" diye sordu zekeriya.  isabet hanım endişeyle cevap verdi: "seni bahçe kapısının orada şuursuz vaziyette yere yıkılmış bulduk. sonra gevelemeye başladın; 'yapma, çek ulan. çek anan!' gibi... kabus görüyordun galiba. dr. halim geldi, serum taktı; susuz kalmışsın. akşama yine gelecek. çok korktum ya zeki, senden haber alamayınca öldün zannetmiştim. ah, burada neler oldu neler..."  demek ki che kenan ve "çift zekeriya" konusu hayaldi. acaba felaket haberleri, mehdi'ye hazırlık, demir ve 1994'te yazılmış "project blue beam" de mi hayaldi? eşine olup biteni sordu. isabet hanım; sabah saat 10'da aniden saatlerin durduğunu, televizyonun bir anda söndüğünü, sonra kendiliğinden yeniden açıldığını ve cnn türk'ten başka kanal çalışmadığını anlattı. cnn spikeri; uzaydan gelen bir saldırı olabileceğini, bunun için tüm "serbest dünya liderlerinin" toplanması gerektiğini bildirmişti. tüm dünyada olduğu gibi türkiye'de de istanbul, kastamonu, şanlıurfa ve mersin'de orta büyüklükte depremler olmuştu. bunların dünya genelinde devam etmesi ve büyümesi beklendiğinden, gökte garip parlamaların ve asteroide benzer cisimlerin uçuştuğu anlatılıyordu. yakında her yere asker dolacak, en az 10 günlük yiyecek, ilaç ve yakıt dağıtılacaktı. henüz sokağa çıkma yasağı ilan edilmemişti.  zekeriya, isabet hanım'ın hamarat elleriyle yaptığı limonlu tavuk çorbasını ve yine eşinin güzel ellerinin yoğurduğu mısır unu ekmeğini midesine indirdikçe kendine iyice gelmeye başlamıştı. düşünmesi lazımdı. çok zeki olmayabilirdi ama içgüdüsü iyi çalışıyordu. olan bitende bir bit yeniği vardı.  "isabet hanım, ben biraz daha uyuyayım, sonra konuşuruz," dedi. isabet hanım, zekeriya'nın elini okşayıp yemek tepsisini alarak işine döndü.  zekeriya karşı duvardaki takvime bakarken aniden bir adrenalin şoku geçirdi. mehdi meselesini kendi uydurmuştu! dışarıdan haber gelmemişti, isabet hanım öyle bir şey anlatmamıştı. rulet oynamıştı ve tutmuştu; bir plan yapmışlardı. che kenan bile inanmıştı. sonra yukarı çıkmışlardı ve demir denen adamla konuşmuşlardı. demir onlara mavi ışın projesi'ni anlatmıştı. üstelik mehdi haberlerinin yayıldığını ve onların yer altında ne konuştuğunu bildiğini söylemişti! hemen arkadaşlarını arayıp demir'i gerçekten görüp görmediklerine dair bilgi alışverişinde bulunmalıydı. annesini de araması gerekiyordu. zekeriya'nın kardeşiyle birlikte giresun'da yaşayan annesi müberra hanım şizofrendi ve bazen iki oğlunu da tanımıyordu. kardeşi de son aylarda ruhsal bozukluklar göstermeye başlamıştı.  sessizce hole çıktı; ev telefonunu, telefonun yanındaki not defterini ve kalemi aldı. önce annesini ve kardeşini aradı ama onlara ulaşamadı. ardından bekir, yakup ve che kenan'ı aradı; hepsi evlerindeydi. hepsi demir'le olan sohbeti teyit ediyordu. onlar da etraflarından henüz bir mehdi haberi duymamışlardı. biraz moralleri bozuktu; kahraman olacakken, askerin dağıtacağı üç parça şeye maruz kalacaklardı. gece saat 12'de bekir'in boş ambarında buluşmaya karar verdiler. daha 10 saat vardı; che kenan ve bekir diğerlerine de ulaşmaya çalışacaktı.  zekeriya not defterine olayları kronolojik olarak dizdi. demir sıkıntılıydı. on iki tane işçiyi neden kafeteryada beklemişti? onlardan daha önemli kimse yok muydu koskoca "project blue beam"i anlatacak? kızıyla da bir daha konuşması lazımdı. acaba böyle bir proje vardı da buna inanmayanlar, uydurma mehdi ve onun ilerideki milyonlarca ınstagram takipçisi, başka anarşist gruplarla birleşip savaşacak mıydı? türkiye'de belirsiz bir düşman varken, din motivasyonu olmadan kim ayaklanacaktı ki? ülkede bir iki avuç anarşist kalmıştı; diğerleri bitmeyen şok haberler ve borçla köle olmuşlardı. ınstagram'da iki atatürk fotoğrafı veya marx popülizmi paylaşmanın yeterli bir direnç olduğuna inanıyordu millet. acaba demir, project blue beam'in bir parçası mıydı? onların hevesini kırmak için mi kafeteryada onları beklemişti? bunun fiziksel olarak nasıl mümkün olabileceğini anlayamadığı için mutlaka kızına açılması lazımdı; o, aklı başında biriydi.  aynı zamanda, kırk senedir aynı yastığa başını koyduğu isabet hanım'dan da bunu gizlemesi doğru olmazdı. içgüdüsel bir karar vererek yatağından indi ve isabet hanım'ı aramaya başladı. eşi katmer yapıyordu. bir yandan da benmari tenceresinde balmumu eriyordu. isabet hazırlık yapıyordu; mum dökecekti. su depolamıştı, bir sürü pil almıştı; mutfak masası tepeleme doluydu.  "isabet, gel, seninle bir şey konuşmam lazım."  isabet ellerini yıkadıktan sonra, iki fincan çay ve bir tabak kurabiyeyi tepsiye yerleştirdi. zekeriya'nın gözlerinin içine uzunca baktı. kocasını çok iyi tanıyordu; ağır bir haber geliyordu. zekeriya tepsiyi alıp verandaya çıktı. isabet onun arkasından gelirken kocasının omuzlarını sanki çökmüş gibi buldu; dışarısının ışığı, zekeriya'nın parlak kelini yükselen güneş gibi gösteriyordu.

  • zeloshka why
    zeloshka why30 Eylül 2026 · 06:03(düzenlendi)

    (yer yetmedi) kırk senelik çift masanın üstünde el ele tutuşmuş, çayların içilecek kadar soğumasını bekliyordu. güneş zirvedeydi. sadece kendi gördüğü pembe farelerin peşinde koşan sapık ve nörotik kedi nalan ikisinin arasına yerleşirken, isabet kocaman gözlerle kocasının anlattıklarını dinliyordu. konu "project blue beam"e gelince kadının beyni paralel moda geçti. biraz yanlış anlamıştı. "blue" mavi demekti. yani "mavi bim projesi"yle karşı karşıydılar. demek ki kırmızı bim’in led ışınları ile insanları yeterince kandıramıyorlardı. isabet hanım kocasının anlattıklarını kendi süzgecinden geçirmiş, kafasında çoktan kendi küresel komplo teorisini kurmuştu bile. mehdi falan yoktu. kocasını kırmak istemiyordu ama mesih’siz mehdi, mehdi’siz mesih olamazdı, hüseyin hoca’yı çok dikkatli dinlemişti. demir düşmandı. kesin cıa ajanıydı. konu "beam" yani bim meselesine gelince taşlar yerine oturmuştu. isabet hanım zaten yıllardır bim’i boykot ediyordu. mahalle bakkalı remzi’ye sadık kalmasının sebebi sadece nazik komşuluk değildi; o koca harfli market zincirlerinin gizli gizli emperyalistlere çalıştığını, küçük esnafı yutarak milleti borç kölesi yapan küresel sistemin birer truva atı olduğunu çok iyi biliyordu. yerli lahanaya amansız rakip olan gavurun "buruk ali" lahanasını da ilk bim pazara sokmuştu. hüseyin hoca söylemişti. şimdi de herhalde o "kırmızı bim" ile insanları yeterince sömüremediklerini anlayıp, dünyayı ele geçirmek için "mavi bim" adı altında yeni bir tekel kuruyorlardı. gökteki mavi ışınlar da bim tarafından organize ediliyordu. madem büyük bir saldırı kapıdaydı, o zaman mahalleli kadınları örgütlemek şarttı. hiç vakit kaybetmeden her ay düzenli olarak toplandıkları "altın günü" ekibini acil durum koduyla aradı. enfes börek yapan, çeyrek altın biriktiren o hamarat eller, bu kez dünya düzenini sarsacak bir direniş için bir araya gelecekti.  o gece zonguldak sokakları, tarihin en absürt ama en amansız gerilla hareketine sahne oldu. isabet hanım ve gün arkadaşları, ellerinde özyapım mumlarla, telefon kameralarıyla ve çarşaflardan bozma pankartlarla karanlığa karıştılar. gece yarısı bekir'in boş ambarında buluşacak olan erkekler henüz ne yapacağını bilemez hâlde debelenirken, kadınlar şehri çoktan kuşatmıştı. zonguldak'taki tüm bim şubelerinin kepenklerine, sokak lambalarına ve meydanlara beyaz kaput bezleri üzerine titrek el yazılarıyla yazılmış pankartlar asıldı: "mavi bim istemiyoruz!", "mavi bim projesine hayır!", "emperyalist sermayeye geçit yok!" tüm bu operasyonu gizli karargâhından izleyen ve yapay zekâ destekli devasa "project blue beam" illüzyonunun türkiye bölümünü yöneten demir, ekrandaki yerel hareketlilik sinyallerini görünce donakaldı. karşısında amerikan gizli servisleri, nato paktları ya da siber anarşistler yoktu; tülbentli, katmer kokulu bir grup türk kadını, koskoca illüzyon projesini ucuz bir süpermarket zinciri rekabeti zannederek sabote ediyordu. demir, durumla dalga geçmek bir yana, dehşet içinde terlemeye başladı. küresel elitlerin milyar dolarlık psikolojik harp projesi, "deli türk kadınlarının" mahalle dayanışması karşısında patlamak üzereydi. bu kadınların televizyona, telefona ihtiyacı yoktu; kısa zamanda bütün türkiye ayaklanacaktı. zekeriya’nın mehdi işi de tutarsa vay canına! eyvah diye düşündü demir, bütün projeyi bu iki salak devirecekl! (not: karakterlerin fikirleri benim kendi fikirlerim değildir)

  • Yavuz Evliyaoğlu
    Yavuz Evliyaoğlu30 Eylül 2026 · 07:40
    Engin Kahraman: zekeriya evine doğru yürürken kafasında dönüp duran karmaşadan rahatsız oldu. bütün bu yaşananlar çok fazlaydı. ıç sesinin susması gerektiğini hissetti. halbuki zekariya, che kenan, ismet ve diğerleri henüz asıl karmaşanın eşiginde bile değildi. zekeriya yürürken ailesini düşünmeye başladı. karısı ve çocukları ona neden ulaşmaya haber almaya çalışmamıştı. sabit telefon hatları çalışıyordu. bu düşünce aklını kurcalamaya devam ederek evinin bulundugu sokağa girdi. eşine ve çocuklarına kavuşmanın heyecanıyla daha hızlı yürümeye başlayan zekeriya nihayet evin bahçe kapısının önüne gelince aniden duraksadı. bir adam gördü. kapıdan girmedi ve kendini duvar tarafına gizledi. duvar üzerine sarkan ağaç dallarını aralayarak daha dikkatli baktı. "ne skm şey lan bu. ne lan bu" diye mırıldanıyordu. sundurmada eşi ve çocukları ile oturuyordu. "lan bu benim. allahım çıldıracağım. nasil bir tezgahın içindeyiz. neler oluyor. bu nasıl olur" diye düşünceler kafasinın içinde uçuşuyordu. elleri titriyor, ne yapmalıyım ne yapmalıyım diye söyleniyordu. yanlarına gitse gerçek zekariyanın kendisi olduğunu nasil ispat edecekti. eşi ve çocukları böyle bir duruma nasil tepki verecekti. madenden iş giysileri ile çıkmış kimliği diğer pantolanda kalmıştı. yere çömelip düşünmeye başladı. sonra hatırladı. kızı üniversite bire giderken gelecek simülasyonu diye bir programa katılma isteğini anlatmıştı ona. programın konularının biri de insan klonlamayla ilgiliydi. ılk başta sadece hastalıklardan öleceği kesinleşen insanlar için kullanılacaktı. bire bir bütün fiziki özellikler. karakter, hatta anılar ve ses tonuna kadar bire bir kopyalanabilecekti insanlar. kızı ile bu konuyu tartışmış. kızı "ya ufak ama sonuç verecek yüklemeler de yaparlarsa. mesela sisteme itaat gibi" demişti. bir bakima " görünmeyen gizi bir kölelik dokunuşu" iyice kafası karışan, panikleyen zekeriya durumu değerlendirmek için yakındaki kenanın evine gitmeye karar verdi. kenan zekeriyanin aksine devrimci ve heyecanlı kişiliğin verdiği cesaretle klonuna dalmış ağzını burnunu parçalamıştı. ama evden kovulan o olmuştu. bu trajikomik karşılaşmada o da burnuna sağlam bir yumruk yemiş üzeri kan olmuştu. ıki arkadaş sonunda köşe başında karşılaştı. ıkisi de bakişlarindan aynı olayı yaşadıklarını anladı. zekeriya kenana baktı ve "ne biz havariyiz ne de mehdi gerçek. asıl mehdi ve havari sistemin ta kendisi" dedi. che kenan derin bir nefes çekti. "o zaman özgürlüğü hayatı seven, yürekli ve inançli insanlar olarak örgütlenip savaşalım mücadele edelim" dedi. zekeriya ve che kenan hologramların altında mavi sisin içerisine ilerleyerek gözden yavaşça kayboldu... -son-

    yaa neden bitirdin, ne güzel bir uğraş çıkmıştı, çok da heyecanlı :) ben kim nasıl devam ettircek diye merakla bekliyorum. bu hikaye bir “arka sokaklar” minvalinde onlarca yıl yazılmalı :) zeloshka devam ettirmiş allahtan.

  • Yavuz Evliyaoğlu
    Yavuz Evliyaoğlu30 Eylül 2026 · 07:42
    zeloshka why: (yer yetmedi) kırk senelik çift masanın üstünde el ele tutuşmuş, çayların içilecek kadar soğumasını bekliyordu. güneş zirvedeydi. sadece kendi gördüğü pembe farelerin peşinde koşan sapık ve nörotik kedi nalan ikisinin arasına yerleşirken, isabet kocaman gözlerle kocasının anlattıklarını dinliyordu. konu "project blue beam"e gelince kadının beyni paralel moda geçti. biraz yanlış anlamıştı. "blue" mavi demekti. yani "mavi bim projesi"yle karşı karşıydılar. demek ki kırmızı bim’in led ışınları ile insanları yeterince kandıramıyorlardı. isabet hanım kocasının anlattıklarını kendi süzgecinden geçirmiş, kafasında çoktan kendi küresel komplo teorisini kurmuştu bile. mehdi falan yoktu. kocasını kırmak istemiyordu ama mesih’siz mehdi, mehdi’siz mesih olamazdı, hüseyin hoca’yı çok dikkatli dinlemişti. demir düşmandı. kesin cıa ajanıydı. konu "beam" yani bim meselesine gelince taşlar yerine oturmuştu. isabet hanım zaten yıllardır bim’i boykot ediyordu. mahalle bakkalı remzi’ye sadık kalmasının sebebi sadece nazik komşuluk değildi; o koca harfli market zincirlerinin gizli gizli emperyalistlere çalıştığını, küçük esnafı yutarak milleti borç kölesi yapan küresel sistemin birer truva atı olduğunu çok iyi biliyordu. yerli lahanaya amansız rakip olan gavurun "buruk ali" lahanasını da ilk bim pazara sokmuştu. hüseyin hoca söylemişti. şimdi de herhalde o "kırmızı bim" ile insanları yeterince sömüremediklerini anlayıp, dünyayı ele geçirmek için "mavi bim" adı altında yeni bir tekel kuruyorlardı. gökteki mavi ışınlar da bim tarafından organize ediliyordu. madem büyük bir saldırı kapıdaydı, o zaman mahalleli kadınları örgütlemek şarttı. hiç vakit kaybetmeden her ay düzenli olarak toplandıkları "altın günü" ekibini acil durum koduyla aradı. enfes börek yapan, çeyrek altın biriktiren o hamarat eller, bu kez dünya düzenini sarsacak bir direniş için bir araya gelecekti.  o gece zonguldak sokakları, tarihin en absürt ama en amansız gerilla hareketine sahne oldu. isabet hanım ve gün arkadaşları, ellerinde özyapım mumlarla, telefon kameralarıyla ve çarşaflardan bozma pankartlarla karanlığa karıştılar. gece yarısı bekir'in boş ambarında buluşacak olan erkekler henüz ne yapacağını bilemez hâlde debelenirken, kadınlar şehri çoktan kuşatmıştı. zonguldak'taki tüm bim şubelerinin kepenklerine, sokak lambalarına ve meydanlara beyaz kaput bezleri üzerine titrek el yazılarıyla yazılmış pankartlar asıldı: "mavi bim istemiyoruz!", "mavi bim projesine hayır!", "emperyalist sermayeye geçit yok!" tüm bu operasyonu gizli karargâhından izleyen ve yapay zekâ destekli devasa "project blue beam" illüzyonunun türkiye bölümünü yöneten demir, ekrandaki yerel hareketlilik sinyallerini görünce donakaldı. karşısında amerikan gizli servisleri, nato paktları ya da siber anarşistler yoktu; tülbentli, katmer kokulu bir grup türk kadını, koskoca illüzyon projesini ucuz bir süpermarket zinciri rekabeti zannederek sabote ediyordu. demir, durumla dalga geçmek bir yana, dehşet içinde terlemeye başladı. küresel elitlerin milyar dolarlık psikolojik harp projesi, "deli türk kadınlarının" mahalle dayanışması karşısında patlamak üzereydi. bu kadınların televizyona, telefona ihtiyacı yoktu; kısa zamanda bütün türkiye ayaklanacaktı. zekeriya’nın mehdi işi de tutarsa vay canına! eyvah diye düşündü demir, bütün projeyi bu iki salak devirecekl! (not: karakterlerin fikirleri benim kendi fikirlerim değildir)

    çok güzel bir yere götürmüşsün bayıldım :) bu arada kurgu karakterlerin fikirleri yasal olarak yazarını elbette bağlayamaz.

  • Yavuz Evliyaoğlu
    Yavuz Evliyaoğlu30 Eylül 2026 · 07:54(düzenlendi)

    hikaye devam: gümüşhane devlet hastanesinde tatlı bir telaş vardı tüm bu olanlara rağmen. mesut’un güzel eşi ona bir oğlan çocuğu doğurmuştu. çocuğun ismini koyma tartışmaları olsa da uzun süre; mesut babasının ismini koymakta kararlıydı. gelin fadime ise kayınbabasını pek sevmiyordu, çocuğuna koyduğu bu isimle bir ömür her hitap edişinde aklına gelecek ve belki bu sebeple ilk çocuğunu hak ettiği ölçüde sevemeyecekti. selam ailesi varlıklıydı. kocası mesut da babasının petrol istasyonlarından birinin başında duruyordu. ismi koysa olmaz koymasa olmaz… epey düşündükten sonra kucağında bebesiyle “mesudum, kocam, oğlumuza babanın ismini koyalım tamam ama benim babamın ismini de koyalım olmaz mı? iki ismi olsun. biz 3 kız kardeşiz, değilse babamın ismini kimse koymayacak” deyip yeni doğum yapmış anne güzelliğiyle kocasının gözlerine baktı. mesut, kendine sağlıklı bir oğlan doğurmuş bu kadına, bu güzel kadına, hiç değilse bunu yapmalıydı. hem ne olacaktı, fadime’nin babasının ismi ali’ydi. ali ismini de kayınpederini de severdi mesut. “tamam” deyiverdi. fadime çok mutlu oldu. “e hadi git yazdırıver hemen yavrumuzun ismini” dedi. eline doğum belgesini alan mesut nüfus müdürlüğüne gitti. memur çocuğun ismini yazmasını istedi mesut’tan. yıllarca sözel olarak alınan bu isim beyanları yüzünden milyonlarca insan hatalı isimlerle dolaştı yıllarca. artık çocuğunun ismini kağıda yazıyordun demek, mesut bunu şimdi öğrenmişti. heyecanla kağıdı çekti önüne, ilkokul mezunuydu ama yazısı hep güzeldi. yazdı biricik oğlunun ismini : isa ali selam

  • Engin Kahraman
    Engin Kahraman30 Eylül 2026 · 08:55(düzenlendi)
    Yavuz Evliyaoğlu: yaa neden bitirdin, ne güzel bir uğraş çıkmıştı, çok da heyecanlı :) ben kim nasıl devam ettircek diye merakla bekliyorum. bu hikaye bir “arka sokaklar” minvalinde onlarca yıl yazılmalı :) zeloshka devam ettirmiş allahtan.

    bitmedi. ben kendi sonu mu yazdim:) bir de hikaye romana dogru evrilmeye basladı. ve kendi sonumu o sekilde yazdım.:)

  • Engin Kahraman
    Engin Kahraman30 Eylül 2026 · 08:55
    Yavuz Evliyaoğlu: çok güzel bir yere götürmüşsün bayıldım :) bu arada kurgu karakterlerin fikirleri yasal olarak yazarını elbette bağlayamaz.

    aman bimciler gormesin:)

  • Yavuz Evliyaoğlu
    Yavuz Evliyaoğlu30 Eylül 2026 · 09:27
    Engin Kahraman: bitmedi. ben kendi sonu mu yazdim:) bir de hikaye romana dogru evrilmeye basladı. ve kendi sonumu o sekilde yazdım.:)

    evet artık bir roman oldu :) karakter çeşitlendirmeleri ve alt başlıklara dönmeye başladı iş. kahramanın yolu başladı. zekeriya sorumluluk alabilecek mi, demir projesi için neler feda edecek, isa bebeğin annesinin olaylara ne gibi etkisi olacak :) che ile zekeriya nasıl çatışacak? mücadele kollara mı ayrılacak? isabet hanım sürece nasıl katkıda bulunacak? hükümet kanadı krizi nasıl yönetecek? :)

  • NURİ TOKA30 Eylül 2026 · 19:15(düzenlendi)

    gümüşhane devlet hastanesinin resmi açılış tarihinin 25 aralık olması elbette bir tesadüfe bağlanabilirdi, zaten doğum süresince gökler yarılmamıştı,tanrıısal tözün üçlü iittifakı hastane faturalarında işe yaramamış, kutsal biberonların mistik sütlerine karışmamıştı.melekler,hemşirelerin yapay tellaşlarına fazladan bir heyecan katmamış, led ampüller yanıp sönmemiş, hiç bir kuş uykusundan feragat etmemiş hatta hiç bir eczane bile olağandışı nöbet dahi geçirmemişti.her şey yaşam müfredatının birinci dersine ait yeni doğan ünitesinin ilk konusu olan odada tüm sıradanlığıyla devam ediyordu.bir mücize beklemeye gerek yoktu, isa tanrının oğlu değildi, mesut'un oğlıydu, mesut da tanrı değildi,bunu airus da söylemişti ama fadime de hissetmişti. teolojik olarak aynı fikirde sayılırlardı ama bu mucizelerin saklandığı yerin olağan görünüşlü mekanlar olduğu gerçeğini değiştirmezdi insan kurtuluş için her şeyi yapabilecek bir varlıktı isa geri dönmeyecekse geri dönene isa denilebilirdi, "ben isa mesih"dediğinde baş harflerinden bim çıkmasının tesadüf olduğunu isabet hanımıa ve kitlesine anlatmak kolay olmayacaktı. isa gelmemiş olabilirdi evet ama insanlar geldiğine inandığı isayı onu da ikna ederek getirebilirdi yeniden (not:benzetmeler tamamen kurgudur)

Yanıt yazmak için giriş yapmalısın.