ölüm korkusu insanın planladığı kişi olamama korkusu mudur?
Yanıtlar (4)
@zagalar5 Ekim 2026 · 14:02belki de insan ölümü düşündüğünde daha yapacaklarım var der. bundan kıyasla romandaki söz doğru bir tanıma yaklaşıyor olabilir. ama ölüm bence sonun ta kendisi bitme meselesi; artık nefes alman bitecek, gülemeyeceksin, konuşamayacaksın, hayal edemeyeceksin, üzülemeyeceksin ve en nihayetinden pilin bittiğinde sende herkes gibi yıldız tozu olup parçalarına ayrılacaksın belki hatıralarda biraz daha yaşayacaksın seni hatırlayan son kişi öldüğünde sende kaybolacaksın. bence asıl korku kaybolmak.

@zagalar: belki de insan ölümü düşündüğünde daha yapacaklarım var der. bundan kıyasla romandaki söz doğru bir tanıma yaklaşıyor olabilir. ama ölüm bence sonun ta kendisi bitme meselesi; artık nefes alman bitecek, gülemeyeceksin, konuşamayacaksın, hayal edemeyeceksin, üzülemeyeceksin ve en nihayetinden pilin bittiğinde sende herkes gibi yıldız tozu olup parçalarına ayrılacaksın belki hatıralarda biraz daha yaşayacaksın seni hatırlayan son kişi öldüğünde sende kaybolacaksın. bence asıl korku kaybolmak.
mesela sosyal bir ortamdasın. bir kız gördün. mesafeli bir arkadaş grubuyla beraber. görür gormez etkilendin deli oldun. tavrı konuşması güzelliği vs. içinden keşke dedin. keşke... ve eline tanişma fırsatı geçti sen geç davrandin ve o fırsatı kaçırdın. şimdi kiz gitti diye mi üzülürüz yoksa o tanişma fırsatini nasil kaçırdim diye mi kendimize kızarız. evet kiz gitti kayboldu artık yok. bu bir gerçek. ama biz de derin iz bırakan şey kızın olmaması değil cesaretsiliğimiz, fırsatı nasıl kaçırdım kızginlığı olmaz mı. ölünce yok olmak veya başka bir yaşam formuna şekline evrilmek. bir belirsizlik. bunun zaten bilincindeyiz. korktuğunuz şey var olmamak mı. ölümün kendisi mi ? yoksa elimize bir kez geçmiş olan dünya yaşamini istediğimiz ve planladığımız şekilde yaşayamamış olmak mı?
Ersoy Kanay5 Ekim 2026 · 17:08ölümden ne anladığımıza göre değişir. lizbon denilince bi serbest çağrışım oluştu kafamda. antoine de saint exupery’nin bir rehine'ye mektup kitabında, savaş sırasında lizbon’daki kumarhanelerde ve lüks otellerde eğlenen mültecileri anlattığı sahneler tam da bu kırılmayı gösterir. avrupa alev alev yanarken bu insanlar şampanya kadehleriyle, gürültüyle ve yapay telaşlarla hayatta olduklarını kendilerine ispat etmeye çalışıyorlardı. oysa exupéry’nin gördüğü şey tamamlanmamış kariyer planları değil, pahalı elbiseler giydirilmiş yürüyen cesetlerdi. onları köklerinden kopmuş bitkiler diye tanımlıyor. yani insan geleceğe dair şahane projeksiyonlar kurduğu ya da ajandasındaki hedefleri bir bir tiklediği için yaşamış olmuyor. pascal mercier’nin bahsettiği planladığı kişi olamama kaygısı insanın kendi egosuna yaktığı oldukça romantik bir ağıt. fakat bu yapamadım tüh hedeflerim yarım kaldı telaşının kendisi, tıpkı exupéry’nin gördüğü o kumar masalarındaki gürültü gibi çoğu zaman sadece şık bir kaçış. zihnin, gerçekten yaşamak yerine hedefler kovalayarak canlı olduğunu sanma numarası. eğer ölüm korkusu sadece ajandadaki eksiklerden ibaret olsaydı emeklilik planını tamamlayıp tüm kutucukları işaretleyen her insanın güle oynaya tabuta girmesi gerekirdi. oysa o iş öyle yürümüyor. zaten insan bir arzuyu doyurduğu an yenisini icat eden bir mekanizma olduğuna göre, bu mantıkla ölmekten değil ancak yeni bir yapılacaklar listesi yazamamaktan korkuyor olmalıyız. asıl panik, yarım kalan işlerden değil, o işleri kovalamaktan hayatın kendisini ıskaladığımızı ve aslında hiç yaşamadığımızı fark etmekten doğar. fransa’da işgal altında, yarının garantisi olmadan aç oturan dostu léon werth ölüme çok yakındı ama lizbon’daki o konforlu ve planlı kalabalıktan katıksız şekilde daha canlıydı. çünkü adam kurgulanmış bir geleceği değil riski ve bedeliyle şimdiki zamanı yaşıyordu. kısacası bence ölüm korkusu hayal ettiğim insan olamadan gidiyorum burukluğu değil meğer ben sadece ajanda tutmuşum ama yola hiç çıkmamışım, zaten en başından beri ölüymüşüm dehşetidir.
Yavuz Evliyaoğlu5 Ekim 2026 · 19:26bence değil. ölüm korkusu fizyolojik bir şey. neden? tüm canlılar canlılığının sona ermesinden evvel çırpınırlar. yaşamaya tutunmaya çalışmak bir reflekstir. nasıl ki gözüne bir şey geleceğinde refleks olarak gözünü kapatıyorsan ve gözünü kapatamayacağın bir günü düşünüp korkuyorsan; ölümde hissettiğin de buna benzerdir. refleksinin yetersiz kaldığı veya işe yaramadığı bir durumdur aslında bu korku. felsefi ölüm korkusundan değil, tıbbi gerçek korkudan bahsediyorum tabii ki. yani göbeğini kaşırken "ulan ölmesek ya" demek korkmak değil hayıflanmak bence daha çok. gerçek ölüm korkusu ölüm sırasında veya ölüme yaklaştığında vücutta meydana gelen, amigdalanın hareketlenip komutlandırdığı bir evrimsel mekanizma. kalp krizi geçirenler de "ölüm korkusu" hissi gerçekten oluşuyor. korkular-fobiler temalı fanzin 4'ü de bu arada okumanızı tavsiye ederim :)
Yanıt yazmak için giriş yapmalısın.
