Podcast
Sesli yayınlar — söyleşi, okuma, deneme.
ŞIIRDinleYAŞADIKÇA
Hem duvarlar küçülür hem yollar Aşmaya da koşmaya da kalmaz hevesim Ben ne zaman yaşamaya kalksam bir kaz ayaklanır göz kenarlarımdan Yurdum diye yaslandığım ağaçlar eğik yamaçlarda dimdik duran ağaçlar ihtiyağcım olduğunda yuvarlanır kimi benimle kimi bensiz Bir kirpi bir pamukla yuvalanır Kargalar bir çığırtkan bir suskun El giderken ben duruyorum. Yaşadıkça, sevmek de mümkün diyorlar sanmıyorum. Şimdi ne aşmaya duvar ne geçmeye yol kaldı Dünyağda ne kadar heves varsa— hepsi kursağıma takıldı
23 Ekim 2026 · 1:41 · 85 dinleme
ŞIIRDinleBİR GÖNÜL ZAMAN KAVGASI
BİR GÖNÜL ZAMAN KAVGASI –I ve kasım çattı kaşlarını bana sonbaharın sonunda konan kuş da uçtu gitti rüzgar hep onurlu ama yine haşin hayatın akışına dalabilmek için kendimi bekliyorum döneceğimi bildiğim denizin kıyısından yük olmuş sabırlarımı bıraksam kenara belki bilmeden de yüzebilirim ne garipsenecek duygular ne ilerleyen yaşlar engel çocukluğa yeni bir silüete bürünürken şehir beni İstanbullu yapan bu fecir gözlerimin ıraksağında buğulanır kasım geçer kuş gider rüzgar hep serin bir gün daha biter ne olursa olsun kıyıda biter an kaldı penceremde ama gün biter BİR GÖNÜL ZAMAN KAVGASI –II yalnızlığımın ortasında durdu anılarım zaman oldu senedeki mevsim gündeki saat dakikadaki saniye zaman geçmişe dönen yola hayal oldu mor bulutlardan düşen yağmur oldu ıslattı toprağını duyguların tohumlarına ilaç oldu bir göz kırptı kimse görmedi yanakları al bir kız çocuğundan başka zaman selam oldu rüyadan çıktı serap oldu durdu yollardaki tüm araçlar raylardaki vagonlar zaman bir durak oldu ancak fotoğraflarda bulutlar dağların üstüne çöktü ay ışığı balkona attı kendini çiçekler yeni bir sabaha saklandı kokular anılarla anlaşma yaptı zaman bir gül dalında zaman bir gül kokusunda zaman bir gül diyarında kaldı zaman gönülle kavgalı kaldı
8 Ekim 2026 · 3:01 · 112 dinleme
ŞIIRDinleBERGMAN'A YAKIN PLAN YÜZÜM
eğreti bekledim eşiklerde biçimsiz kaldı sesim kimliğimizi ele verdi maskelerimiz kaçarken kendimden kendime yakalandım yüzümüz gibi olmadı sessizliğimiz isyan değil içimdeki açık denizlerin kumulu yuttum büyük cümleleri yüzüme kitaplar uyudu göğnü ılıdı dünyanın güneşe teğet geçti içim çığlığa yakın plan yüzüm sustu kalbime dönük mevsim
2 Ekim 2026 · 1:40 · 151 dinleme
ŞIIRDinleSAAT DOKSANALTI
Ben dünyanın gri saatini kuruyorum sen uyurken. Sana derler ki, sabahın altılarında hâlâ yasında doksanların — inanma. Daha bulut tutmamış gözleri, ağıttan gemiler yüzdürüyor karada “Çaresiz bir hastalık tutturmuş ciğerine” derler, masal değmemiş hâlâ yaralı ağzına — inanma. Ben dünyanın gri saatini kuruyorum tan vakti. Sen kötü kalabalıkları düşüne alırken, ben ham öfkeden geceye ay dokuyorum daha. Gün daha ağarmamışken, ağzımda süt kiri, ağzımda tütün sesli papatya. Henüz toplamamışken yere çaldığı çocuğu gezegen, dönüyorken hâlâ — ben dünyanın gri saatine koşuyorum, altılar ve doksanlarla. derlerse sana saatli köyün meydanında düşmüş kalmış, Eksik bir akşamla— inanma. Sadece, Saat doksan altıyı vurmadı daha.
20 Haziran 2026 · 1:26 · 223 dinleme
ŞIIRDinleOTUZ ALTI YAŞ
Zamağnı ölçmeyi bıraktım Ne saat ne gölgeyle. Bir kuş öter, bir yaprak kayar; İkisi de aynadır bana Ha ilkbahar ha sonbahar Bir ağacın gövdesinde büyüyen yara gibiyim Ne kesiliyor ne kapanıyor Gözlerim aynıya değil, Savrulan saçlarıma bakıyor. Öyle bir bahardayım ki Susmaya da rağzı dilim Dost sesleri düşerdi uzaktan Rüzgâr hep karanlıktan eserdi Kam davulları canlanır Ben yağmurlarla yarışırdım Şimdi biliyorum; yağmak zorunda değilmiş yağmur Her bahar. Güzel kokularla dinleniyorum Orta yaşlarında bir yıldızın / olgun ışıklarında Suyun suçu yok, akacak tabiğ Rüzgâr çeviriyor sayfalarımı asıl; Devrim dönüyor, kalınlaşıyor derim Ve yüzüm – yüzüm inceliyor. Çocuklarım büyüyor, kediler yürüyor. 73 bahar harcadım – cenneti 3 bahar yaşadım Helkem doldu mu bilmem Kaldı mı savuracak saçlarım? Râm oluyor gözlerim aynaya Saymıyorum artık: Cahit Sıtkı’nın ortasını geçtim, Orhan Veli’nin öldüğü yaştayım.
24 Mayıs 2026 · 2:19 · 297 dinleme
ŞIIRDinleGALATA KELEBEKLERİ
Kelebekler uçar Galata’ya çıkan yollarda Tuz zamağnı başladığında basılan hiçbir yer taş değildir. Bordasına sırt veren insanların Dizlerini titretir: Yelkeni kapalı bir ağır gemi Tüyler düşer üzerine martı kanatlarından Nasıl kaldırsın bir insan bunca tüyü? Alıç kokar Galata’ya çıkan yollar Dalgalar korkutur martıları Tüysüz kanatları ıslandıkça – kelebekler sırtlanır alıç kokularını. Nasıl kaldırsın bir kelebek Bu koca koca insanları? Zaman zaman ben de uçarım Galata’dan inen yolların üstünden; Birinin boşluğuna/ Birine dokunmadan. Kanatlarımda bir devrim rüzgârı Galata’ya uzak ne kadar kelebek varsa – Bana benzeyen Yüzlerine söyleyeceğim: Tuz sustu, deniz koktu Çırpsan da çırpmasan da Yasak bir kanada sahip olmak! Galata şimdi alıç ve kül kokuyor Rüzgâr, eski bir şarkı söylüyor – kesilmiş çınar ağacının dallarında: Her tüy bir yük artık bedene Her insan bir kelebek
24 Mayıs 2026 · 2:34 · 256 dinleme
