DÖNGÜ
ÖYKÜYAYINLANAN İLK ESERİ
ÖYKÜ

DÖNGÜ

Emre Yorgancıgil22 Temmuz 20261 dk okuma34

Nokta.

Sadece var olduğuna dair bir iz. Tanımsız, boyutsuz. Bazen kalemin ucuyla, bazen klavyenin köşesinde, bazen de sadece bir toz parçasıyla. Ama şimdiki anlamı; var olduğuna dair bir iz.

İki farklı hücre var, biri ince, uzun, kamçı gibi. Diğeri ise büyük, kapsayıcı, yumuşak hatlı. Ve doğada alışkın olduğumuz şekilde, bu iki hücre buluşuyor. Binlerce, milyonlarca kez buluşuyor. Büyük ve yuvarlak olanı, kamçıyı yutuyor, binlerce ve milyonlarca kez. Ve sadece bir defasında, birleşen hücreler kalıcı hale geliyor ve kendini çoğaltıyor.

Sadece bir seçeneğin var, var olmak ya da olamamak. Tutunmak ya da kaybolmak. Var olmak için bir iz, nokta bırakmak.

Büyüdüm, boyut kazandım. Artık emekleyebiliyorum, yürüyebiliyorum, koşabiliyorum. Okula gidiyorum, zaman geçiriyorum ve dönüyorum. Denize gidiyorum, yüzüyorum ve dönüyorum. Bir süre için, hep geri dönmek zorundayım. Hayatın döngüsel olduğunu keşfediyorum. İleri ve sonra geri. İleri ve geri. En azından bu yaşımda bile, hayattaki her şeyin bir başlangıcı ve sonu olduğunu öğreniyorum. Kendim için çizilen sınırın, ne kadar kalıcı olduğunu sınıyor ve onu genişletmenin bir yolunu arıyorum. Bilincimin ilk anıları keşfetmek ve hareket etmekti, her ne kadar her seferinde aynı yoldan geri dönmek zorunda olsam da; bundan kaynaklı sınırsız mutluluk ve coşku duyuyorum. Ancak büyüdüğümü hissediyorum, sanırım yeni bir duyguyla tanışmanın zamanı.

Önümde bir boşluk uzanıyor. İlk anda boşluk olduğunu düşünüyorum, ancak hareket edebildiğimi fark ediyorum. Doğduğum andan itibaren, gidip gelmeye alışmıştım ancak bu sefer farklı. Yönümü değiştirebildiğimi fark ediyorum. Çizilen yolun zorunlu olmadığını görüyorum. Önüme çıkan seçenekleri tanıyorum. Ve her harekete geçişimin ardından, alan kazandığımı hissediyorum. Bazen ne kadar alan kazanırsam kazanayım, başladığım yere geri dönüyorum, ancak gene de deneyim ve anılarımın sınırları belli parçalarla buluştuğunu görüyorum. Alanın şekli, duygularımda karşılık buluyor. Bazen sert, köşeli; bazen de oval ve yumuşak sınırlar çiziyorum, içine doldurduğum deneyimlerle nasıl bir insan olduğumu hissediyorum. Sadece gri, donuk yüzeylerden ibaret değil. Her hareketim, duygum, düşüncem ve anım; alanlara bana özgü bir doku, desen katıyor; çok uzaklardan bile tanınmamı sağlıyor.

Desenleri çok benimsemiştim, kaplayabildiğim her alanı ince ayrıntısına kadar işleyebiliyordum. Ancak desenlerin ve yüzeylerinde bir sınırı olduğunu anlamam çok uzun sürmedi. Sonra bir gün, desenlerimin üzerinden geçmeye gerek kalmadan; yeni bir katman çıkabildiğimi fark ettim. Pürüzsüz, bomboş, yepyeni bir yüzeyin, öncekinin üzerinde oluştuğunu fark ettim. Çok geçmeden; üzerinde bir nokta belirdi. Yavaş, ama istikrarlı bir şekilde düz, eğri ve dağınık çizgilere evrildi. Hareket doğanın kuralıydı, beklenen şekilde çizgiler sıklaştı. Sonra alan kazanmaya ve ilk desenleri çizmeye başladığını fark ettim. Acemi, belli belirsiz çizgiler; bazen benimkilere benziyor, bazen de hiç rastlamadığım zenginliğe ulaşıyordu. O anda ilk şüphelerim oluştu, bu yüzey benden köken almıştı. Benim varoluş adımlarımı izleyerek, yepyeni desenler yaratan farklı bir katman oluşturmuştu. Aynı alanda değildik, o farklı bir katmandaydı. Aramızda sadece mesafe değil, bir derinlik farkı da olduğunu anlamıştım. Derinlik; yarattığım desenler kaybolmadan, benden bir parçanın yeni desenler yaratabilmesi demekti.

Bir şeyler değişti, desenlerim solmaya; alanımın sınırları belirsizleşmeye, çatlamaya ve bozulmaya başladı. Benim alanım yıpranıp bozuldukça, üst katman parlaklaşıp genişliyor; hatta daha da üst katmanlara kök veriyordu. Doğanın kuralı bu diye düşündüm, hiçbir şey sonsuz değil. Kaçınılmaz sonu kabullenmişlikle bekledim. Bütün desenler kaybolduktan sonra, kaplayacak bir alan da kalmadı, çizgiler ayrıştı. Kısıtlı bir sürede ayrışan çizgilerde ileri ve geri gitmeye devam ettim, çok yavaş ve belirsiz hareketlerle. Sonra çizgiler de kırıldı, ayrıştı, kayboldu. Tek bir noktaya hapsolmuştum, hareket edemiyor; sadece çevremi izleyebiliyordum. Gözlem gücümün de kaybolmasına çok az kalmıştı. Hatırladığım, hissettiğim, varlığımı bildiğim son şey; doğduğum noktanın karanlıktaki ilk iz olmasından farklıydı. Bu sefer, benim hiçliğe karışmamın ardından bile desenli katmanlar, sürekli yeni alanlar kazanıp yıpranmışları geride bırakarak, boşlukta yer kaplamaya devam ediyordu.

Rastgele

Yorumlar (0)

Yorum yazmak için giriş yapmalısın.