
Geçenlerde bir korku filmi izlerken aklıma garip bir soru düştü. Şeytan, iblis, mumya veya kötü ruh temalı korku filmlerinin vazgeçilmez bir olayı vardır: İblisleri neden öldürmeyiz de mühürleriz? Ya da neden bu tür yaratıklar hep mühürlenmiş bir objenin içinden çıkar?
Aslında daha garip olan, bunun yalnızca korku filmlerine ait bir anlatı olmamasıdır. Aynı durumu insanlık tarihi boyunca da görmekteyiz; hemen hemen her kültürde doğaüstü varlıkların mühürlenmesine dair hikayeler mevcuttur. Bu hikayelerden en bilineni Pandora'nın kutusudur ve hikâyede Pandora, kendisine emanet edilen ve hastalık, ölüm ve diğer birçok belirtilmemiş kötülüğü içeren bir kavanozu açarak bunların dünyaya yayılmasını sağlar. Ama en önemlisi tabii ki bütün kötülüklerin bu kutuda mühürlü bir şekilde duruyor oluşudur.
Yine eski Mezopotamya'da insanlar, kötü niyetli güçlerin tümörlere ve diğer hastalıklara neden olduğuna inanmışlardır. Bu duruma sebebiyet veren şeytanları yakalamak ve aileyi korumak için ise çeşitli büyü kapları yapmışlardır.
Görüldüğü üzere bu hikayeler yalnızca doğaüstü varlıklarla ilgili gibi görünse de, biraz derine indiğimizde aslında kendimizi, yani insanı anlattığını görürüz. Çünkü insan, çok eski zamanlardan beri bazı güçlerin tamamen yok edilemeyeceğini deneyimleriyle fark etmiştir. Mesela ölüm yok edilemez; korku yok edilemez, öfke yok edilemez; yine hırs ve arzular da yok edilemezdir. İnsan da bunları ortadan kaldıramadığı için onları anlamlandırmaya çalışmış ve sonunda kötülüğü temsil eden çeşitli varlıklar yaratmıştır. Ancak bu varlıkları öldürmek yerine mühürlemeyi tercih etmiştir. Çünkü bence asıl düşünce şudur diyebiliriz: Bazı güçler yok edilemez, sadece kontrol altına alınabilir.
Bu durumu anlamanın en güzel yolunu şu örnekle daha iyi algılayabiliriz: Ateş... Ateşe baktığımızda insanlığın en büyük dostlarından birini görürüz. Karanlığımızı aydınlatmıştır, içimizi ısıtmıştır, yemeklerimizi pişirmiştir ve en önemlisi medeniyetimizin gelişmesine katkı sağlamıştır. Fakat aynı ateş kontrolden çıktığında ormanları yakar, şehirleri yok eder ve önüne çıkan her şeyi kül eder. Bu nedenle biz insanlar, ateşin etrafına taşlardan bir çember yapmışızdır. Yaptığımız o çember ateşi yok etmek için değil, ona sınır çizmek için vardır.
İşte mitolojilerdeki bütün mühürler de bu taş çemberlere benzemektedir. Onun için mühür, kötülüğü yok eden bir silah değildir; onu belirli sınırlar içinde tutan bir düzen sembolüdür, bir ehlileştirme aparatıdır.
Bundan dolayı da mühürler sıradan maddeler değildir. Bazen bir dil, bir isim veya geometrik şekiller şeklinde yapılması da tesadüf değildir. Çünkü insan zihninde semboller ve sözler, maddeden daha üstün bir gerçekliğe sahiptir. Bir iblisi durduran şey metal bir yüzüğün fiziksel direnci değil, o yüzüğün üzerine kazınan ve kozmik yasayı temsil eden ilahi iradenin dilidir. Böylelikle varlık o çizgiyi geçemez, çünkü geçerse bir nevi kendi varoluşsal doğasını çiğnemiş olur. İnsan, bu sembolik dili kullanarak korkuyu maddeleştirip bir hapishane şekline sokmuştur.
Başta da dediğim gibi, bu yöntemler insanın sadece korktuğunu değil, korktuğu o devasa gücü kendi lehine kullanma arzusunu da bir nevi içinde barındırır. Tıpkı ateşe çizdiği çember misali.
Anladığım kadarıyla, dünyadaki tüm mühürleme hikayeleri aslında canavarlarla ilgili değil; insanın kendi bilinci, iradesi ve diliyle ilgilidir. İnsan, mevcut kas gücüyle yenemeyeceği doğaüstü ve kaotik güçleri aklın ve geometrinin sınırları içine alarak alt etmiştir. Mühür, fiziksel olarak insan hayal gücünün bir uydurması gibi görünse de psikolojik ve felsefi açıdan bakıldığında insanın hayatta kalmasını sağlayan en dâhice keşiftir denebilir. İnsan, evrenin en vahşi ateşlerine bile bir taş çemberi örebileceğine, onu evcilleştirebileceğine inanan ve bu inatçılığıyla karanlığı aydınlığa çeviren yegâne canlıdır.
Yorumlar (0)
Yorum yazmak için giriş yapmalısın.
